İçeriğe geç

Kaygı olumlu mu olumsuz mudur ?

Kaygı nelere yol açar? Bir günün içine sıkışan sessiz hikâye

Bazı günler var, sabah uyandığın anda bile içini bir ağırlık kaplar. Kayseri’de kışın soğuğu camlara vururken, ben o sabahlardan birinde yatağın içinde uzun süre kıpırdamadan kalmıştım. Telefonum çalıyor, mesajlar geliyor ama hiçbirine cevap vermek içimden gelmiyordu. O an tek düşündüğüm şey şuydu: “Kaygı nelere yol açar?”

O soruyu o sabah kendime sormam bile aslında her şeyin başlangıcıydı.

Sabah: Küçük bir gecikmenin büyüyen gölgesi

O gün işe geç kalmamak için normalden erken kalkmıştım. Ama kaygı dediğin şey bazen saatle yarışmaz, zihninle yarışır. Kahvemi içerken bile içimde garip bir acele vardı. Sanki bir şeyleri yetiştiremezsem bütün gün kötü geçecekmiş gibi.

Evden çıkarken anahtarımı üç kere kontrol ettim. Kapıyı kilitlediğimden emin oldum ama yine de merdivenlerden inerken geri dönüp baktım. O an kendime kızdım, “Neden böyleyim?” diye düşündüm ama cevap yoktu.

Otobüs durağında beklerken insanlar normal hayatlarına devam ediyordu. Bir tek benim içimde sürekli çalışan bir alarm vardı. İşte o an ilk kez net hissettim: Kaygı, insanın en basit hareketlerini bile büyütüp karmaşık hale getirebiliyordu.

İş yerinde ilk çatlak

Ofise vardığımda her şey normal görünüyordu. Ama içimdeki o sıkışma geçmemişti. Bilgisayar açıldı, mailler geldi, toplantılar başladı… Ben ise bir türlü odaklanamıyordum.

Bir sunum hazırlamam gerekiyordu. Normalde kolayca yapabileceğim bir işti. Ama o gün sanki her cümle yanlışmış gibi hissediyordum. Bir kelime yazıyorum, siliyorum. Tekrar yazıyorum, yine siliyorum.

Yanımdaki arkadaşım “iyi misin?” diye sorduğunda sadece “iyiyim” diyebildim. Ama aslında iyi değildim.

İşte o an şunu fark ettim: Kaygı nelere yol açar? sorusunun ilk cevabı dikkat dağınıklığıydı. Zihnimin içinde aynı anda onlarca düşünce dolaşıyordu ama hiçbirine tutunamıyordum.

Küçük bir hata, büyük bir iç ses

Öğleden sonra sunumu yanlış dosya üzerinden hazırladığımı fark ettim. Normalde bu telafi edilebilecek basit bir hataydı. Ama benim içimdeki ses bunu büyüttü.

“Başaramıyorsun.”

“Yetersizsin.”

“Her şeyi batırıyorsun.”

Bu sesler gerçek değildi ama o an gerçekmiş gibi hissediliyordu. Kalbim hızlandı, ellerim terledi. O an ilk kez fiziksel olarak da hissettim: kaygı sadece düşünce değil, bedene yayılan bir şeydi.

Öğle arası: Sessiz bir yalnızlık

Yemek yemek için dışarı çıktım ama iştahım yoktu. Arkadaşlarım konuşuyordu, gülüyordu ama ben aralarında sanki cam bir duvarın arkasındaydım.

Telefonuma baktım, annemden mesaj vardı: “İyi misin oğlum?”

Bir an durdum. “İyiyim” yazdım yine. Ama o kelime bile ağır geldi.

O sırada fark ettim ki kaygı sadece zihni değil, insanın ilişkilerini de etkiliyordu. İnsan içine kapanıyor, anlatmak yerine susmayı seçiyordu.

Öğleden sonra: Birikmenin patlama noktası

Günün ilerleyen saatlerinde içimdeki baskı daha da arttı. Toplantıda bir şey soruldu, cevap verirken sesim titredi. Normalde umursamayacağım bir detay, o an büyüdü.

Toplantıdan çıktıktan sonra tuvalete gidip aynaya baktım. Gözlerim yorgundu. Sanki bütün gün değil de bütün ayı yaşamış gibiydim.

O an kendime itiraf ettim: “Ben yoruldum.”

Ve bu yorgunluk fiziksel değildi sadece. İçimde bir şey sürekli çalışıyor, beni tüketiyordu.

Kaygının bedene etkisi

O gün ilk kez baş ağrısı başladı. Mide bulantısı gibi bir his vardı ama hasta değildim. Sadece zihnim yorulmuştu ve bedenim bunu taşıyamıyordu.

Kaygı nelere yol açar? sorusunun ikinci cevabı buydu: bedenin sinyaller vermesi. Uyku düzeni bozuluyor, iştah değişiyor, kalp sürekli hızlı atıyordu.

Akşam: Eve dönüş ve iç hesaplaşma

İşten çıktığımda hava kararmıştı. Kayseri’nin soğuk rüzgârı yüzüme vururken yürümek bile zor geliyordu. Otobüste camdan dışarı bakarken gün boyunca olanları düşündüm.

Kendime kızdım. “Bu kadar abartılacak ne vardı?” dedim. Ama sonra fark ettim ki mesele olaylar değildi. Mesele, içimdeki kontrol edemediğim düşünce seliydi.

Eve geldiğimde ışıkları açmadan bir süre oturdum. Sessizlik vardı ama bu kez rahatlatıcı değildi. Aksine, zihnim daha çok konuşmaya başlamıştı.

Gece: Düşüncelerin büyümesi

Yatağa uzandığımda uyumak istiyordum ama uyuyamıyordum. Gözlerim kapalıydı ama zihnim açıktı.

Günün hataları, yarının endişeleri, geçmişteki pişmanlıklar… Hepsi aynı anda geliyordu.

O an şunu düşündüm: Kaygı, insanın zamanı karıştırmasıydı. Geçmiş, gelecek ve şimdi aynı anda yaşanıyordu ama hiçbirinde huzur yoktu.

Kırılma anı: Kendimle konuşmak

Bir süre sonra yataktan kalktım. Mutfağa gidip su içtim. Sonra defterimi açtım. Günlük tutmayı hep severdim ama uzun zamandır yazmıyordum.

Kalemi elime aldığımda elim biraz titriyordu. Ama yazmaya başladım.

“Bugün çok yoruldum.”

“Bugün içimdeki ses beni çok yordu.”

“Bugün kendimi anlamakta zorlandım.”

Yazdıkça içim biraz hafifledi. Çünkü ilk kez kaçmıyordum.

Kaygının en büyük etkisi: Kendinden uzaklaşmak

O gece şunu net gördüm: Kaygı nelere yol açar? sorusunun en ağır cevabı, insanın kendinden uzaklaşmasıydı. Kendi duygularını bastırmak, sürekli iyi görünmeye çalışmak, iç sesi susturmaya çalışmak…

Ama yazdıkça o mesafe biraz azaldı.

Sabaha doğru: Küçük bir umut

Uykuya dalmadan önce pencereden dışarı baktım. Kayseri’nin soğuk gecesi sessizdi. Ama içimde ilk kez tamamen karanlık değildi.

Hâlâ yorgundum, hâlâ kaygım vardı ama bir şey değişmişti. O da şuydu: bunu fark etmiş olmak.

Kendime şunu söyledim: “Bu his geçmese bile ben onunla baş etmeyi öğrenebilirim.”

Ve o an küçük bir umut hissettim.

Son düşünce

Kaygı bazen bir sabah gecikmesinde, bazen bir toplantıda, bazen de gece yarısı uykusuzlukta ortaya çıkıyor. Ama en çok da insanın kendi iç sesinde büyüyor.

O gün öğrendiğim şey şu oldu: Kaygı nelere yol açar? sorusu tek bir cevapla bitmiyor. Bazen yalnızlık, bazen yorgunluk, bazen de kendini yeniden tanıma süreci…

Buna da Göz Atın: Kaygı nelere yol açar ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hipercasino şişli escort
Sitemap
ilbet giriş yapbetexper indir